Kuşadası Eğitim-İş

ÇİLLİ KIZIN İNEKLERİNİN KESİLDİĞİ YER
Yukarıdaki başlık köyümde bir mevkiinin adı. Tahmin edileceği üzere bir hikayesi var.Köyün yaşlılarından dinlediğim bu hikaye şöyle: 1950’li yıllar.Yer Mengen-Akçakoca köyü.Kocası ölen çilli kız 3 çocuğu ile hiçbir güvencesi olmadan yapayalnız kalır.Tek geçim kaynağı 4 ineğidir.Yaptığı tereyağı ve peynirleri kasaba pazarında satarak çocuklarının rızkını çıkarır.Bu arada uzun süredir tarla sınırı nedeniyle husumet yaşadıkları komşusu sınır tacizlerini sıklaştırmıştır.Kötü komşu,çilli kızın kocasının ölmesini de fırsat bilerek tarlasının sınırlarını iyice genişletir.Çilli kız, girişimleri sonuç vermeyince bütün cesaretini toplar ve “ kadın başına “ ilçedeki mahkemeye başvurur.
Sonuçta mahkeme çilli kızın lehine karar vererek jandarma zoruyla tarlanın sınırlarının tapu sınırına çekilmesini sağlar. Bu sonuç köyde büyük ses getirir. Çilli kız bütün vicdanları fethetmiş ve hayranlık-saygı –korku karışımı bir infiale yol açmıştır. İşgalci komşu açısından durum tam bir hezimet ve “kadın” karşısında alınan utanç verici bir mağlubiyettir. Bu mutlak yenilgi 1950’li yılların köylü bir erkeği tarafından kolay kolay hazmedilir bir şey değildir. Artık devreye cehalet ve testosteron girer. İşgalci komşu çilli kızın tek geçim kaynağı olan dört ineğini ormanlık alandaki bir vadide keserek telef eder.
Olayın faili, herkes tarafından bilindiği halde delil olmadığı için bulunamaz ama o günden sonra olayın geçtiği yere “ÇİLLİ KIZIN İNEKLERİNİN KESİLDİĞİ YER” adının verilmesi, sanırım suçluyu müebbet vicdan azabına mahkum eden bir hükümdür.
Çilli kızın ineklerini kesen erkeklerin sayısı azalsa da halen aramızda çok sayıda var. İş yerinde, dolmuşta, markette. Ve bu insanları bir anda haberlerde bir kadının katili olarak karşımızda bulabiliyoruz,hepsi iş güç,çoluk çocuk sahibi çoğunlukla.Kızıyoruz,lanet ediyoruz.
Kadın cinayetleri eskiden daha mı azdı.? Örneğin 100 yıl önce?
Evet daha azdı.50 yıl önce de azdı. Çünkü 50 yıl önce köyde yaşayanların oranı %75 ti ve güçlü feodal yapı ,kadının “mutlak itaatini” zorunlu kılıyordu.Bu durum kadın cinayetlerini engellemiştir ama bedeli “eksik etek” olmuştur.
Bu gün ülkemizde kent nüfus oranı %76 dır.Kentleşme ,beraberinde daha çok eğitim,daha çok bilgi akışı,kent hümanizmi,ekonomik yapının değişmesi,kürtaj hakkı,kadının çalışma hayatındaki rolünün artması gibi sonuçları da getirmiştir.Bu değişim kadınların güçlenmesini sağlamıştır.
Toplumumuz bu sonuçlara genelde ayak uydurmakla birlikte köydeki feodal yapının tamamı köyde kalmamış,bir kısmı kentlere taşınmıştır.Bu süreçte , güçlenen kadınla ,feodal örüntülerin çatışması kaçınılmaz olmuş ve insan olma mücadelesi veren kadınların katledilmeleriyle sonuçlanabilmiştir.
Cinayetlerin doğasında da “değersiz görme” vardır.Savaşlar tamamen bu psikolojik propaganda ile yapılır ve böylece düşman çok daha “öldürülesi” olur.Amerikalılar Japonlara “maymun”,Almanlar Yahudilere “böcek”,İŞİD herkese “kafir” damgası vurarak katliamları kolaylaştırır.Çünkü karşınızdaki kişiyi “insan” olarak gördüğünüz anda cinayet ve savaş paradigması çöker.Bu sebepledir ki rakibinizin düşüncelerini pek duymak istemezsiniz.Bu, yok etme potansiyelinizi köreltebilir.
Tamam da bu kadın katillerini nasıl durdururuz.?
Karma eğitimi yaygınlaştırarak.Çünkü sınıfta kendisinden daha zeki kızların olduğunu,kızların sınıf başkanı olarak sınıfı temsil ettiğini,kızların erkeklerle hatta öğretmenle tartışarak haklarını sonuna kadar savunabildiğini ,spor,edebiyat,sanat ve bilimsel kategorilerde erkeklerden önde bir kız görmeyen erkeğin beyninde oluşan kadın algısı sadece genital organlardan ibaret olur.
Elimde böyle bir istatistik yok ama gözlemlerime göre tek cinsiyetli eğitim ortamlarının böyle bir erkek profili yarattığına inanıyorum.Bu durum kısmen karma eğitim dışında yetişen kızlar için de geçerlidir.
Bu durum nasıl iyiye evrilebilir?
Kentleşmenin beraberinde getirdiği sosyal-ekonomik yapı, kaçınılmaz olarak kadının statüsünü de değiştirecektir. Giderek emekçilere daha acımasızca yüklenen kapitalizm, kafamıza vura vura kadınlarla cebelleşmeyi değil omuz omuza mücadele etmeyi öğretecektir. İşte o zaman karşı cinsi önce “insan” olarak görmeye başlayacağız.
Ülkemizde mevcut iktidar, artan bir sıklıkla kadını izole etmeye, kadını fiziken ve fikren dört duvar arasına hapsetmeye çalışmaktadır. Sözde kadını yüceltme iddiasıyla yapılan bazı yasal düzenlemeler tamamen kadını sex kölesi haline getirmeye, sosyal hayattan uzaklaştırmaya yöneliktir. Feodal, ilkel anlayışın kadına biçtiği rol sadece analık ve itaatkar bir eştir. Kadını sürekli bir şeylerin içine kapatmayı hedefleyen bu anlayışla pornografi sektörünün bakış açısı arasında hiçbir fark yoktur. İki anlayış da kadını sex objesi olarak görür ve kadının vücuduna odaklanırlar.
O yüzden çekin pis ellerinizi kadının üzerinden.! Ercan Altundağ