Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karsi hukuki Yardim Bürosu

Kolay değildir, insan hakları mücadelecisi olmak. Düşman olmayı, lanetli olmayı, bütün güvencelerden birer birer soyunmayı göze almak, insanın yakınlarına tavsiye edebileceği bir hayat tarzını işaret etmiyor elbet. Ama kimileri, nedendir bilinmez, kendilerine böyle bir hayat seçer. Kendilerini böyle oldurabilirler. Sabahtan akşama gerilimli bir vakanüvislik sürdürür; yazılması, söylenmesi yasaklanmış, görmezden gelinmesinde karar kılınmış vahşeti, zulmü kayda düşerler. Onlar, kimi korku filmlerinde, ardında bekleyen canavarı sezse de o karanlık
kapıyı usulca aralamaktan kaçınmayan kahramanlara benzer. Ama onları yönlendiren, ket vuramadıkları merakları değil, sesini duyuramayan kurbana ses olma konusundaki kararlılıklarıdır.
Sevimsizdirler. Ağızlarını açtıklarında karanlıktan dem vururlar. Ellerinde kayıtlar, fotograflar; parçalanmış, elektrikle dağlanmış, çürütülmüş, yırtılmış bedenleri gösterirler. Çoğunluk bizi hiç ilgilendirmeyen hayatların uğradığı tecavüzleri ille de bize duyurmaya çalışırlar. İkide bir tutuklanırlar. Ellerinde kalabalıklara okumaya çalıştıkları raporlarla gözaltına alınırlar. Dayak yerler. Tehdit edilirler. Bu toplumun kurallarınca saygın işadamı-işkadını olmayı reddetmiş, her an polis takibi altında yaşayan, damgalı varoş sakinleri olarak kıyıda durmayı seçmişlerdir. Tuhaftırlar. Enerjileri had hudut bilmez. Çoğunluk uykusuz, kimileyin aç karnına, oradan oraya koştururlar. Basın toplantıları düzenlerler. İşkence mağdurlarına, tutuklu yakınlarına, kayıp analarına, türbanlı kızlara, düşünce ‘suçlularına’, travestilere, dayak yiyen kadınlara, hakkı çiğnenen işçilere; postalların, yumrukların, copların, küfürlerin menzilinde yaşayan herkese yetişmeye çalışırlar. Kapılarını, telefonlarını, kulaklarını gece gündüz açık tutarlar.
Tuhaf bir inatla, burada, yanı başımızda, itile kakıla, hiçbir yere kaçmadan, sırası geldiğinde aralarından birkaç kişiyi hapishanelere uğurlayarak, ama hiç ara vermeden o uğultulu yayınlarını sürdürürler. Solcu bir işkence mağdurunu savunurken bölücü örgüt üyesi, türbanlı kızın hakkını savunurken irticacı, travestiyi savunurken ahlâk düşmanı ilan edilirler. Bir yere kaçmazlar. Hep burada, inadına vahşetin menzilinde dikilirler.
Eren Keskin, bu tuhaf insanlardan biridir. Onu görmüş olabilirsiniz. hiç değilse bir fotografını. Aşağılayıcı bir gazete manşetinin hemen altında. Belki de karşılaşmışsınızdır. Bir mahkeme ya da cezaevi kapısında, Cumartesi annelerinin arasında. Ama çoğunluk polis kordonunun berisinde. Tam da orada.
Kimilerinin kirli bir istihzayla andığı, kimilerinin açıkça bölücülüğün fısıltısı olarak algıladığı insan hakları kavramı, zamanla hayatımızın orta yerine oturdu. İnsan olmanın, kendinin olduğu kadar ötekinin de temel haklarını korumaktan, savunmaktan geçtiğine inananlar çoğaldı. İnsan Hakları militanı, denetçisi insanlar, ihlalcilerin başına bela oldular. İtilip kakılmayı göze alarak hayat bekçiliği yaptılar. Bu topluma başka bir hayatın mümkün olduğunu hissettirmek için nice zorluğu göze aldılar.
Unutmayın. Henüz muktedirlerimiz Avrupa kapılarında titreşmiyor, insan haklarına palavra diyor, yiğitliğe vicdan sürdürmüyordu.
Henüz dünyalı olmanın kapılarını aralayacak olan ülkünün, bu bir avuç ‘münasebetsiz’in bekçiliğine soyunduğu insan hakları olduğu akla bile gelmiyordu.
Avukat Eren Keskin 90 yılından itibaren faal bir İnsan Hakları Derneği üyesi olarak çalıştı. 4 yıl, derneğin İstanbul şubesi başkanlığını üstlendi.
Nice saldırılara uğradı, tehditler aldı. 1995’te ‘Medya Güneşi’ dergisiyle yaptığı röportaj nedeniyle yargılandı, hüküm giydi. Cezası ertelendi, üç yıl sonra da geçerliliğini yitirdi. DGM yargılanmalarını meşru kabul etmeyen Baro, Disiplin kovuşturması açmadı. Ama kararlı Savcılığın temyizi ve dayatması sonucu Keskin’e 1 yıl avukatlıktan men edilme cezası çıktı. Şimdi sürmekte olan bir dizi davası var. Çoğu antimilitarizmden. Üniformalıların tecavüzüne uğrayan kadınların sesi olmak kolay değil elbet.
Kimi insanlar hayatlarını ahlâki bir öneri gibi kurgular, öyle de yaşar.
Eren Keskin de onlardan biri. O, mutlaka bizi rahatsız etme, huzurumuzu kaçırma, bastırıp susturmaya çalıştığımız vicdanı kışkırtma görevini sürdürecek. Hakkı çiğnenen, hayatı paralanan, sözü ketlenenlerin yanında durmayı sürdürecek. Çünkü, bu göreve kendi kendini memur etti. Bu, hayatını saf vicdanın, saf adaletin peşine salmış tuhaf insanlara akıl erdirebildiğimizde, insanın yepyeni, olağanüstü bir tanımını yapabileceğiz. O tanıma yakışacağız


BASINA VE KAMUOYUNA…

“Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu” olarak 1997 yılından bu yana adli, siyasi ya da farklı cinsel tercihleri nedeniyle, devlet güçleri tarafından cinsel işkenceye maruz kalan kadınlara hukuki destek vermekteyiz.

1997-2005 yılları arasında geçen 9 yıllık süreçte büromuza 211 kadın başvurdu. Büro olarak bir 8 mart’a daha bize yapılan başvuruları, bu nedenle değerlendirmek ve kamuoyu ile paylaşmak istedik.

Aşağıda istatistiki rapordan da anlaşılacağı üzere, cinsel işkence hala devam etmektedir. Cinsel işkenceye karşı, işkence aynı zamanda erkek egemenliğinin her biçimine, cinsiyetçiliğe, ırkçılığa ve militarizme karşı mücadeledir. Bunu hiç unutmayalım. 4.3.2005

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze
Karşı Hukuki Yardım Bürosu

Av. Eren Keskin Av. Fatma Karakaş






Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze karşı Hukuki Yardım Projesi
Kuloğlu mah. Turnacıbaşı sok. Fikret Tüner İşhanı No:55-57 Beyoğlu / İstanbul
Tel./Faks: (0212) 245 45 93